Obama Hızlı Internet için Düğmeye Bastı

Obama Hızlı Internet için Düğmeye Bastı

PAYLAŞ

Barack Obama, Beyaz Saray Youtube hesabı‘ndan –Amerikalılar için– çok güzel bir haber verdi; Ülke çapındaki şehirlerde kullanılan genişbant internet hızını daha da yükselteceklerini ve ücretinin de karşılanabilir olacak şekilde yapılandırılacağını açıkladı.

Konuşmasında özet olarak “İnternet hızının düşük olmasının; ticaret ve iletişim alanlarında gereken çabukluğu engelleyeceğini bunun ise kazanç ve bilgi kaybı yaratarak ülkenin gelişimi etkileyebileceğinden” bahsetti.Tabletinden izleyicilere gösterdiği “İndirme Hızına Göre Şehirler” isimli grafikte ilk dört sırayı Dünya’nın internete en hızlı erişimine (1000+Mbps) sahip şehirlere (Seoul, Hong Kong, Tokyo ve Paris) ayırırken, beşinci sıranın Amerika Cedar Falls’da olduğunu görüyoruz.Peki neden Cedar Falls?40.000 kişilik bir nüfusa sahip olan Cedar Falls, vatandaşların ortak kararla internet hızlarını üst seviyeye çekmek istemesiyle başlamış ve bunu da rekabet ortamı yaratacak yatırımlar yaparak sağlamışlar.Listenin sekizinci sırasında 500Mbps ile Los Angeles ve on birinci sırasındaysa 200Mbps ile San Francisco var.Ama İstanbul
yok.

Barack Obama’nın bu çıkışını destekleyenler olduğu gibi şüpheyle yaklaşanlar da yok değil.Bir çok kişi “Yoksa NSA bizi daha mı kolay denetleyecek?” sorularını sormaya başlamış bile.Aslına baktığımız zaman Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan internet –hızı– polemikleri arasına katılan bir konu daha eklendi diyebiliriz.İnternet gerek Google gibi özel şirketler sayesinde gerekse de devletlerin yardımıyla 56K’dan 1000+Mbps hızına kadar geldi.Hatta Minneapolis’te bulunan 30.000 ev 10Gb hızında internete bile kavuşacak.Bunlar çağımız için çok gerekli ve önemli adımlarken yanlarında çeşitli yasakları da getiriyor.ABD’de çok tepki çeken SOPA (Stop Online Piracy Act), PIPA (Preventing Real Online Threats to Economic Creativity and Theft of Intellectual Property Act) bir yana telekomünikasyon şirketlerinin “interneti yavaşlatma, belirli hızlardan sonra ek ücret talep etme girişimi” BATTLEFORTHENET ile #internetslowdown etiketi ile 10 Eylül 2014’te protesto edildi.

Peki Türkiye Cumhuriyeti olarak bizim durumumuz nedir?

Akamai Teknoloji Şirketi’nin yayınladığı İnternet Durum Raporu(State of the Internet)‘na göre Türkiye 2013 yılında ortalama 4.3Mb ile 37. sırada bulunurken, 2014 yılında ortalama 5.0Mb ile 34. sıraya yükselmiş (kayıt olmak istemezseniz Wikipedia‘dan bakabilirsiniz).Geçtiğimiz günlerde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan’ın “Fiyatlarda çok ciddi düşüşler söz konusu oldu ama politika olarak internet fiyatlarının daha da aşağıya indirilmesi yönünde çalışmalarımız devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu fiyatlar daha da aşağıya inecek, onun müjdesini verelim” açıklaması bana göre, teoride “hızlı” olan internetlerimize ödediğimiz uçuk ücretlerin artık pratikte kullanılan internet hızına “dengeleneceğini” gösteriyor biraz.Şahsen 2.0Mbps kullanıcısı olarak bu hızın tamamından –kayıplar hariç– yararlanamamak hatta “1.64Mbps gösteriyor ama bana göre 1.20Mbps’lerde” diye şikayetçi olduğumda “Aslında yine de iyi, normalde 1.oMbps olmalıydı” denilmesi durumu açıklıyor sanırım.

Hayatımız anlayamadığımız bir şekilde teknolojiyle birlikte hızlanıyor.Bizler her şeyi yakalayabilmek uğruna Son Kullanıcı Sözleşmesi gibi uzun metinleri okumdan imzalarken, hangi haklarımızı kimlere “teslim ettiğimizi” farketmiyoruz bile.Mesela büyük ihtimalle yazımın ikinci paragraf sonunda bulunan “Ama İstanbul yok.” cümlesini görmediniz.Sırf kendi kullandığımız internetimiz bitmesin ya da –sanal dahi olsa– yaşam ile bağlantıda kalmak için gittiğimiz her yerde bizden istenilen çeşitli kişisel bilgileri paylaşmaktan kaçınmıyoruz.Bir önceki yazımda sorduğum üzere; “Özgürlük Nasıl Etik Sayılır“?Internete erişimimizi sağlayan kurumlar, bizlere sağlayacakları kolaylıkları öne sürerek kişisel bilgilerimizi –izin versek bile– istedikleri gibi hakkına sahip olabilmeliler mi?Devletler internete ulaşımı kolaylaştırırken, David Cameron‘un “WhatsApp ve iMessage programlarını iç güvenlik tehditleri sebebiyle yasaklayabiliriz” açıklamasına benzer ifadelerle kişilerin güvenlik riskini “bahaneyle kullanarak” özel şirketlerin menfaatlerini düşünebilir ya da tehdit edebilir mi?

Bu bilgiler sonucunda her şeyin insanlar için olduğunu ve herkesin menfaatleri işin içerisine karıştırmadığı sürece gelişim odaklı çalıştığını söyleyebiliriz.Dip not olarak bu yazıyı yazarken aslında Amerika’da da internet sağlayıcıların, pahalı ücretlere rağmen kalitesiz hizmet sunduğunu farkettim.

Neyse ki yalnız değilmişiz.

Bir Cevap Yazın